ÖMER FARUK ÖZEN
ÖMER FARUK  ÖZEN
omerfaruk@iznikdefteri.com
“İznik, Bizim İznik’imiz. Makam Bizim Makımımız.”
  • 0
  • 10 Aralık 2014 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Ey İznik ! Ey İznik Halkı ! Ey Anadolu’nun ilk Türk Başkenti !

Ey İznik ! Ey İznik Halkı ! Ey Anadolu’nun ilk Türk Başkenti ! Geleceğe uzanan kök sarmaşıklarıyla, zaman ve mekanı aşan, sonu mutlu biten bir sevda öyküsü ! İznik surlarından sağlam tarihin, Lefke, Yenişehir ve İstanbul kapılarından geçerek, Roma’ya, Bizans’a, Selçukluya ve Osmanlı’ya başkentlik etmiş muazzam şehrin insanları ! Evliya Çelebi derki; İznik altın şehir, İznik ulema şehri. Beş mevsimin yaşandığı güzellerin diyarı.. İznik fırınlarında yanmış bir tabak, bir kase, bir fincan, bir kandil ya da bir maşrapanın düşle gerçek arasında turkuazında, hasretin koyu maviden açık maviye, ya da açık maviden koyu maviye den be den içinizi yakarken kendinizi ta milattan öncede hissettiğiniz bir şehir. Biz İznik’i çok sevdik ve yaşamak bildik. Ve biz İznik’i ne kadar çok sevdiysek bir o kadar dağıttık, yıprattık ve sahip çıkamadık.

İznik’in bir zenginlik olarak gördüğümüz tüm farklılıklarını birbirinden ayırmak, birbirine rakip ve düşman gibi göstermek kimin haddine. 1328-1331 yılları arasında gerçekleştirilen kuşatma sonrasında Osmanlı Sancağı altında Orhan Bey tarafından İznik’i feth ederek, bir barış ve huzur şehrine çeviren ordunun neferleri bizler değil miyiz. Elbeyli’de samanlı dağlarının eteklerinde kurulan 300 – 350 yıllık bir geçmişe sahip olan Türkmen köyleri bizim köylerimiz değil mi ? Kurtuluş savaşı sırasında tamamen yakılan, daha sonraki yıllarda yeniden inşa eden bizler değil miyiz ? Boyalıca’da ta Roma ve Bizans döneminden kalma eserler bizim eserlerimiz, Bulgaristan ve Aydos’a bağlı Kiremitlik köyünden gelen göçmenler bizim halkımız değil mi.  1075 ile 1086 yılları arasında Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkentlik yapmış olan İznik’i, vatan topraklarını birlikte savunan birlikte şehit olan birlikte gazi olan biz değil miyiz. İznik kuşatmasının kahraman evlatları, hep birlikte biz değil miyiz. Bu vatan uğruna Şehit olan Müşküle’li Piyade Onbaşı Süleyman Güleç bizim şehidimiz değil mi. İznik şehrini kuran, geliştiren, yenilik katan, ortak idealler ve ortak hedefler doğrultusunda yüceltenler bizler değil miyiz. İznik’in kurtuluşunu canlandırırken hepimizin yüreği kabarmıyor mu. İznik’i temsil eden makaleleri, büyük üstadların yazdıkları şiirleri okurken hepimizin gözleri yaşarmıyor mu. Evliya Çelebi’nin, Eşrefoğlu Rumi’nin, Yunus Emre’nin şiirleri nasıl ruhumuza hitap ediyorsa İznik ile ilgili satırları da bizleri aynı şekilde heyecanlandırmıyor mu. 713-740 yılları arasında İslam orduları Anadolu’yu geçip İslamiyet’i yayarken ordunun başında ki cesur komutan, İznik kuşatması sırasında üç adımda sancağı diken Avdülvahap Sancaktari’nin hikayesini dinlediğimizde kendimizi başka deryalarda hissetmiyor muyuz. Alaeddin Mısri, Orhan Gazi bu toprakların mayasını yoğururken, şehri devrin ilim ve din merkezi haline getirerek sekiz tane medrese tesis ederken aynı topraklara aynı kardeşlik mayasını hatırlatmıyor mu.

Binlerce şehit vererek, binlerce fedakarlık ile alınan bu tarihi toprakları yok etmeye çalışmak, zedelemek, zarar vermek, kötü duruma sokmak kimin haddine. 623 Yıl boyunca bir çok topraklara İslam ve İman aşkı ile hükmetmiş bir Osmanlı Devleti’nin torunları olarak verilen yetkileri kötüye kullanmak kimin haddine. Bu toprakları korumak ile mükellef olan ve bu vatan uğruna can veren şehitlerimiz için, şehadeti özlüyorum diyen bir şehitlerimiz için ağıt yakan hangi annenin yüreği bu acıyı taşır, hep derler ya, büyüttüm besledim asker eyledim gitti de gelmedi yavrum buna ne çare, diyerek ağıtlar yakan bir anneyi hangi etkileyici söz teselli edebilir. Durum böyle iken, belli makamlarda oturanlar nasıl hiçbir şey olmadan, hakkı gasp edebilir, hak yemek kimin haddine. Bugün İznik’te hak yiyenler, şöyle durup bir geçmişe doğru bakmıyorlar mı. Delalete düşmüş bir fikrin zikrettiklerine kalpleri, vicdanları karşı çıkmıyor mu. Yaşananlardan kendilerine pay çıkartmıyorlar mı. ‘Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik’ diyen bir devlet adamının sözlerini, bulundukları konum içerisinde dinlememezlikten gelmeleri, bir nebze olsun vicdanlarını okşamıyor mu. Niyet hayr olduktan sonra akıbette hayr olur diyen bir görüşe sahibiz. Böyle bir dinin mensuplarıyız. Hal böyle iken, akıbetin şer olacağı günleri yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.  Her ne kadar, güvencimiz, inancımız tam olsa bile, hakkı yiyenlerle bir olmadık ve bir olmayacağız.

Bundan tam 9 ay önce, genel merkez kararı ile seçilen bir adayın, vatandaşın saf ve duygusal oyları ile kazanılan bir seçimden yarar sağlamak ve pişmanlık duygusunu halka aşılamak ne kadar doğru. İznik hepimizin İznik’i, makam hepimizin makamı. Bizler iyi işler yapıldığında yan yana durmayı, ama hazmedilemeyecek işler yapıldığında da haksızlığın karşısında durmayı bilen bir zihniyete sahibiz. Herkesten habersiz, eldeki güce güvenerek, kurumu ve hak edeni kâra geçirmektense istediğimi kâra geçiririm diyen bir yönetimin hatasında da yanında durmak ne kadar doğru. Şahsa yarar sağlayacak menfaatlerde bulunmak, halkın oyuyla gelmiş ancak sadece yanında duranlara yarar sağlayan, İznik için bir şeyler yapmak yerine yandaşlarına destek çıkmak, kazancını sağlamak ve halkın hakkını haksızlığa katmak ne kadar doğru. Hakkın hukuka uydurularak çiğnenmesi, hesap gününde canınızı yakmayacak mı. Bizler genciz. Genç olduğumuz kadar da memleketimizin yönetiminde söz hakkı sahibi olmamız gerekmiyor mu. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u feth ettiğinde 21 yaşında değil miydi. Bir şehrin gençlik organlarını bekleme odası gibi görenler gençliğe güvenmeyenler değil midir.

Üzülerek söylüyorum ki, İznik’i yönetenler gaflet içine düşmüş birer idarecilerdir. Menfaatsiz, çıkarsız yanlarında duranları da, alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Umarım bu düzende devam etmez ve kendilerine en kısa zamanda çeki düzen vermelidirler. Temennim odur ki, düzelecek ve İznik için yarar sağlayacak işler yapmaya başlayacaklardır. . Ve son olarak Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerine dikkat çekmek istiyorum.
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum?… Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu. İrticâın şu sizin lehçe de manâsı bu mu ?.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

iznik rehber gss borç sorgulama